PKK’nın ilk eyleminin başladığı 1984’den bu yana devam eden çatışmalı süreçte kimine göre 40, kimine göre 50, kimine göre 70, kimine göre ise 100 bin insan yaşamını yitirdi. (Öncelikle şunu belirteyim ister bir, ister 100 bin kaç olursa olsun insanlar ölmesin.) Milyarlarca dolar kaynak yok oldu. Ülkenin bugün içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıların başlıca nedeni arasında çatışmalı sürecin sonuçları ilk sırada yer aldı.

Özellikle seçim dönemlerinde her siyasi görüşün farklı isim taktığı Kürt sorunu her zaman yakıcı olmuştur. Bu sadece ülkemiz için geçerli olmamıştır. İran’da, Suriye’de ve Irak’ta da aynı yakıcılığını göstermiştir. Siyasiler zaman zaman sorunun çözümü için cesur sayılabilecek adımlar atmış, fakat her nedense yavaş yavaş sonuç alınmaya başlandığında ise, çatışmaların taraflarının içindeki derin güçler buna engel olmuş, provokasyonlarla sürecin bitmesine yol açmıştır.

Hendek çatışmalarında da böyle oldu. Aslında örgütle 1999-2004 yılları arasında aracıların öncülüğünde defalarca ateşkes sağlandı. Fakat Bingöl'de 33 askerin şehit edilmesi gibi provokasyonlarla bu süreçler akamete uğratıldı.

Hatırlanacağı gibi 2005 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kürt sorunu ile ilgili Diyarbakır konuşmasının ardından, 2009’a gelindiğinde Koordinatörlüğünü Beşir Atalay’ın yürüttüğü ‘Çözüm Süreci’, ‘Açılım Süreci’, ‘Demokratik Açılım’ veya Kürt Açılımı’ süreçleri başlatıldı. Bu süreçlerde ölümler azaldı, yatırımlar arttı, ticaret canlandı, sokaklarda huzur-güven ortamı oluştu.

Ta ki 7 Haziran 2015 genel seçimine gelene kadar. Seçimlere iki gün kala HDP'nin Diyarbakır mitinginde bomba patladı. 5 kişi öldü, 400 kişi yaralandı. O meydandaki biri olarak hem o korkunç tabloya şahitlik ettim, hem de arkadaşımın elini tutarak eyvah barış süreci bitti dedim. Nitekim öyle de oldu.

Sonra ardı ardına provokasyon haberleri geldi. Ceylanpınar'da 2 polisin evinde ölü bulunması, peş peşe bombaların patlaması sonun başlangıcı oldu. Bu kaos ortamında seçim yapıldı, hükümet kurulamadı, 1 Kasım'da seçim yenilendi ve iktidar değişmedi.

7 Haziran ile 1 Kasım arasında birçok merkezde olduğu gibi Diyarbakır'ın merkez Sur ilçesinde de her gün kulaklarımızı sağır eden silah ve bomba seslerinin eksik olmadığı hendek çatışmaları yaşandı. Bu çatışmalar aynı zamanda tarihi eserlere de zarar gördü.

Sur’da ilk hendekler 2015 Eylül ayının başında kazılmaya başlandı. Eylül ve Ekim aylarında yer yer devam eden çatışmalarda ilan edilen sokağa çıkma yasakları kaldırıldı, bazı yetkililer ve siyasiler çatışmaların son bulması için arabuluculuk yaptı. Fakat bu iyi niyetli girişimler ‘derin güçlerin’ kurbanı edilerek, yerleşim yerlerinin, tarihi eserlerin, bir kültürün neredeyse yok olmasına yol açtı.

Bunlardan biri de Diyarbakır’ın simgelerinden olan Dört Ayaklı Minaredir. Dört ayağı ile İslam mezheplerini simgeleyen tarihi yapı, hendek çatışmaları sırasında kurşunların hedefi olarak zarar gördü.

Bunun üzerine 28 Kasım sabahı Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ve avukatlar, Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaptı. Elçi ‘Tarihi Suriçi bölgesi 9 bin yıllık geçmişe sahip. Bu alan içerisinde surlar, camiler, kiliseler ve daha başka tarihi yapılar bulunmaktadır. Biz birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında silah çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz’ demiş ve basın açıklaması tamamlanmadan kurşunların hedefi olarak Dört Ayaklı Minarenin ayakları altında can vermişti.

Aradan 7 yıl geçti. Onca delile, onca tanığa rağmen katil veya katiller bulunamadı, mahkeme sürece devam ediyor. Sur'da çatışmaların yaşandığı 6 mahallede şimdilerde turistler geziyor. Kimileri kurşun izlerinin bulunduğu Dört Ayaklı Minarenin yanında hatıra fotoğrafı çektiriyor.

Dört Ayaklı Minare bugün ayakta ise belki de uğrunda can veren ve Barış Elçisi olarak adlandırılan Tahir Elçi sayesindedir. O zaman bizlerde Tahir Elçi ismini yaşatmalıyız. Yaşatmalıyız ki, gelecek nesiller tarihe sahip çıkanları minnetle ansın.

Şimdi yetkililere sesleniyorum ve kamuoyunun desteklemesini bekliyorum. Kentimizde Turgut Özal’dan Ecevit'e, Necmettin Erbakan’dan İyaz Bin Ganem’e kadar birçok ismin adı cadde ve bulvarlara verildi. Verilsin, buna karşı değilim. Ama Balıkçılarbaşın’dan Yenikapı Açık Hava Yaşam ve Kültür Merkezi diye adlandırılan güzergaha Tahir Elçi Bulvarı ismi verilmeli. En azından Balıkçılarbaşın'dan Dört Ayaklı Minarenin olduğu sokağa Tahir Elçi ismi verilmeli.

Sevgiyle kalın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol