Bazı davalar vardır; yalnızca bir adliye dosyası değildir. Bir ismin etrafında toplanan acının, suskunluğun ve adalet arayışının sembolüne dönüşür. Rojin Kabaiş ‘cinayet davası’ da tam olarak böyle bir dosya olarak hafızalara kazındı.
Bir evladın kaybı, kelimelerle tarif edilemeyecek bir boşluk bırakır. Ancak bu boşluk, eğer ‘ölümü’ şüpheli ya da şiddet içeriyorsa, yerini zamanla yakıcı bir soruya bırakır: ‘Gerçek ne ve adalet ne zaman?’
Bir anne ya da baba için dava sadece hukuki bir süreç değildir; kaybettikleri çocuğun adını, hatırasını ve onurunu koruma mücadelesidir. Toplumsal hafızamız bazen çok hızlı, vicdanımız ise ne yazık ki çok kırılgan. Bir acı yaşandığında ilk günlerde güçlü bir dayanışma dalgası oluşuyor. Sosyal medya paylaşımları, taziye ziyaretleri, açıklamalar, mitingler, konserler…
Ancak zaman geçtikçe geriye çoğu zaman yalnızlaşan bir aile ve dinmeyen bir acı kalıyor.
Son dönemde kamuoyunun yakından takip ettiği olaylardan biri de Rojin Kabaiş cinayeti ve dosyası oldu. İlk günlerde geniş bir toplumsal sahiplenme vardı. Ancak bugün gelinen noktada, ailesinin sanki yalnız bırakıldığına dair güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. En azından benim kanaatim o yönde. Birçok duyarlı arkadaşım sürekli sorup duruyor aslında hepimizin tahminleri arasında olanı; ‘Acaba sadece mitinglerde, konserlerde, kalabalık organizasyonlarda mı hatırlanıyorlar?’
Korkarım ki cevap, ‘Maalesef’ öyle.
Bir evladını kaybeden ya da adalet mücadelesi veren bir aile için zaman farklı akar. Onlar için her gün ilk gündür. Onların acısının takvimi olmaz. Fakat toplum için gündem hızla değişir. Yeni olaylar, yeni tartışmalar, yeni krizler…
Bu hız içinde eski acılar birden bire görünmez olur. Oysa adalet arayışı süreklilik ister. Bir dosyanın takipçisi olmak, sadece kalabalık günlerde slogan atmakla sınırlı kalmamalı. Süreç boyunca hukuki gelişmeleri izlemek, aileye psikolojik ve sosyal destek sağlamak, kamuoyu baskısını diri tutmak gerekir. Ve tüm bunlar, sembolik değil, süreklilik arz eden bir şey olmalı.
Mitingler ve konserler elbette önemlidir. Toplumsal farkındalık oluşturur, dayanışma duygusunu büyütür. Ancak destek sadece sembolik anlara sıkıştığında, geride bir boşluk hissi bırakır.
İnsanlar, ‘Yanınızdayız’ cümlesini bir günde değil, aylar ve yıllar boyunca duymak ister. Çünkü mücadele uzun solukludur. Hukuki süreçler ağır işler. Yorgunluk birikir. İşte tam da bu noktada kalabalıkların dağılmaması gerekir. Bu da sınıfta kalmamayı sağlayan bir ‘toplumsal hafıza sınavı’ gerektirir.
Bir toplumun vicdanı, sadece ilk tepkisinde değil, sonrasındaki istikrarında ölçülür. Bir davayı gündemde tutmak çok önemlidir. Ve bu gazetecilerin, sivil toplumun, hukukçuların ve sıradan yurttaşların ortak sorumluluğudur.
Eğer gerçekten adalet talep ediyorsak, bunu yalnızca pankartlara hapsetmemeliyiz. Gündelik hayatta, yazılarda, takipte ve dayanışmada da göstermeliyiz. Aksi halde insanlar kendilerini büyük kalabalıkların ortasında bile yalnız hisseder. Ve en büyük yalnız budur işte.
Belki de en tehlikelisi, insanların ‘unutulduk’ hissine kapılmasıdır. Çünkü bu duygu, ikinci bir travma yaratır.
İlk acı kayıptır. İkinci acı ise toplumsal sessizliktir.
Hem de kulakları sağı edercesine…
Birkaç gün önce gazetemize konuşan Rojin’in babası, birçok konuya temas etti. Hukuksuzluktan, birilerinin sanki özellikle konuyu unutturmaya çalışmasına konuştu. Aile, bir süredir telefon üzerinden tehdit mesajları alıyor ve ayrıca evlerine yakın yerlerde silahlar sıkılıyor. Olayın meydana gelişinden bu yana sürekli Van’a gitmek zorunda kalan babanın, ne kadar çok masraf yapmak zorunda olduğunu kimsenin neredeyse bilmediğini…
Daha birçok konuda konuşmuş Nizamettin Kabaiş.
Acılı ve belki biraz kırgın ama çok inatçı.
Rojin Kabaiş’in ailesi için bugün asıl ihtiyaç, bir günlük görünürlükten çok; sürekli, sabırlı ve kararlı bir dayanışmadır. Eğer bir toplum olarak gerçekten adalet istiyorsak, hafızamızı güçlü tutmalı, desteğimizi takvime bağlamamalıyız.
Çünkü adalet, kalabalıkların coşkusuyla değil, sürekliliğin sabrıyla gelir.