Madem bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve onüç gün sonra da Newroz, size iki asır önce (1814) Diyarbekir’de doğmuş ömrünün de son yedi yılı hariç nerdeyse elli küsur senesini şehrinde, Diyarbekir’de geçirmiş Diyarbekirli Şair Rahile Sırri Sûzan Hanım’dan söz etmek istiyorum.

Yazının girizgahında Kadınlar Günü’nün yanına neden Newroz’u ekledim, sanırım merak etmiş olmalısınız! Onu, yazının sonuna bırakacağım, Şair Sırri Hanımla trajik bir ilgisi ve konuyla dair şiiri olması nedeniyle tabii ki!

Şair Sırri Hanım 1814 yılında şehrin eşraf ailelerinden Ahmed bey ile Şeyhzadelerden Fatma Hanımın ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Ailenin ilk çocuğu o da kardeşi gibi şair olacak olan Hatice İffet hanımdır.

Şehrin Kadın Şairi Rahile Sırri Sûzan Amîdî4

Hem babası hem de annesi aydın ileri görüşlü olup iki kızlarının da eğitimleriyle ilgilenip zaten bildikleri Türkçe ve Kürtçe’nin yanında Arapça ve Farsça öğrenmelerini de sağlayıp dönemin Diyarbekir’in de eğitimlerini en üst düzeyde almalarını sağlayarak, Osmanlı, Türk, Arap ve İran edebiyatına vakıf olmalarına özel önem gösterirler.

Rahile Sırrî Hanım eğitimini tamamladıktan sonra yine şehrin tanınmış ailelerinden olan Gülşeni’lerden Tahir Ağazade Sem’anoğlu Bekir Bey ile evlenir. Mehmet Emin ve Rıf’at isimlerinde iki oğlu ile Nihâl adında bir de kızı olur.

Anne tarafı Şeyhzade, eş tarafı Gülşeni olunca gerisini artık siz düşünün. Kürtler arasında ve coğrafyada yaygın olan Şeyh Abdülkadir-i Geylani (Şairin dizelerinde Gîlanî diye geçer) taraftarlarınca kabul gören Kadiri tarikatının ehli olur. Ki bu durum şiirlerinin tasavvufi ruhuna da ziyadesiyle yansır. 
1870 yılına kadar Diyarbekir’de şehrinde ve şimdilerde Şehzadeler Konağı olarak bilinen evinde yaşayan Sırri Hanım; oğlu Mehmet Emin’in Irak’ın güneyinde Bağdat ile Basra arasında aşiretler konfederasyonu olan bölgedeki Müntefik Sancağına Muhasip olarak tayini çıkınca yol üzerinde Diyarbekire uğrayan oğluyla birlikte gider Sırri Hanım. Ana oğul dönemin Bağdat Valisi Mithat Paşa’yı (28 Şubat 1871) da ziyaret ederler.

Şehrin Kadın Şairi Rahile Sırri Sûzan Amîdî2

 O ziyarette irticalen (doğaçlama) Mithat Paşa’ya bir kaside sunar. Ve sunumunu da şöyle yapar: “Geçende (Diyarbekir’den), Der-Se’âdet’den gelmiş olan muhasebecilerden Müntefik Sancağı muhasebeciliğine tâ’yin ve i’zâm buyurulan Dîyârbekirli Mehmed Emin Efendi kullarının vâlidesi SIRRİ Hanım cariyeleri olduğumdan, mahsûsen velî ün-ni’met efendimizin evsâf-ı âliyyesini mutazammın olarak söylemiş ve hatt-i destimle yazmış olduğum bir kıt’a kasîde-nâmeyi takdime isticâr eyledim…”

Toplam 104 dizeden oluşan Kaside “Osmanlı Tarih ve Edebiyatı” mecmuasının 28. Sayısında yer alır. Benim bu paylaşım alıntım ise 1969 Diyarbakır Halkevi 14 nolu Yayını Şevket Beysanoğlu imzalı “Kadın Şairlerimizden Sırrî ve Divançesi”nin 18-22. sayfalarındandır.*
“Bu devr-i ‘Muktedir-Billah’ı Bağdad-i sadef görsün / Hilafet tahtgâhında bugün bir dürr-i-yektadır…

Vezîr-i muhterem, paşay-î ekrem, Midhat-î efham / Gönüller kâ-besin ta-mir eder destûr-i vâladır…”
Şair Rahile Sırrî Suzan Hanım iki yıl kadar oğlu Mehmet Emin’le Müntefik Sancağı ve Bağdat’ta kalır. Hatta oradayken tarikat ehli dergahları ve Şeyh Abdûlkadirê Geylanî’nin Bağdat’taki türbesini de ziyaret eder. Şu iki dize Abdulkadir-i Geylani için yazdığı Tesdis’tendir;
“Bir gedâyız sûretâ, ammâ cihân sultânıyız
Sâlikân-i Şeyh Abdülkaadir-i Gîlânî’yiz…”
1873’de oğluyla birlikte Diyarbekir’e döner. Kendisi şehrinde kalır. Oğlu Mehmet Emin İstanbul’a devam eder. 
Yusuf Kâmil Paşa’nın; kaside, gazel ve mersiyelerinden ve Ziya Paşa’nın üç ciltlik “Harâbât” adlı ansiklopedik eserinde Osmanlı, Fars ve Arap şairleri içinde Sırrî hanımdan da söz ettiğinden haberdar olarak şiirlerini okuması üzere Paşa tarafından İstanbul’a davet edilir Sırri Hanım ve davete icabet ederek gider.
İstanbul’da Yusuf Kâmil Paşa’nın konuğu olarak Veznecilerdeki Paşa’nın sarayında kalır. Yusuf Kâmil Paşa’nın eşi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın da kızı olan Prenses Zeyneb Hanımın en yakınındakilerden biri olarak çok itibar görür. (Ki bu Zeyneb Hanım yaşadığı dönemde İstanbul Üsküdar’daki Zeynep Kâmil Hastanesini de yaptıran kadındır. Hastanenin ve hemen yanıbaşındaki Yusuf Kâmil Paşa ile vazgeçmediği aşkı Züheyla Zeyneb Hanımın türbesinin hikâyesi deruni bir aşkın ser encamıdır, ayrıca okunmalı…)

Şehrin Kadın Şairi Rahile Sırri Sûzan Amîdî3

Yusuf Kâmil Paşa Sadrazamlık yapmış ve mirimiranlık rütbesi de olan bir Osmanlı devlet adamı olduğu kadar edebiyatta ve tercüme alanında da önemli bir şahsiyettir. Tanzimat ve Osmanlı entelijansiyasında “Tercüme Odası”nın önemini hiç mi hiç gözardı etmemeli. Osmanlı’nın yüzelli yıl evvel batılılaşma serüveninin çıkış yeridir “tercüme odası”. İşte böyle bir zat Rahile Sırrî Sûzan Amidi’yi konuk eder hem de ölünceye kadar sarayında kalması kaydû şartıyla.
1877 yılında 63 yaşında orada vefat eder Sırri hanım. Kadiri tarikatına mensubiyetinden dolayı da İstanbul Edirnekapıdaki Otağcılar (Otakçılar) mezarlığındaki Kadiri dergahına defin edilir.


Divan boyutunda Kaside, Gazel, Mersiye ve şarkı formunda çokça şiirler yazar. 1860 yılında Diyarbekirde vefat eden Müretteb Divan sahibi ablası Hatice İffet Hanımla da ortak şiirler yazar.

Divanı kaybolur. Hemşehrisi Ali Emiri Efendi; şairin bulabildiği şiirlerini bir araya toplayarak “Dîvan-ı Sırrî Hanım Âmîdî rahmetü-llâh-i aleyhâ” ismiyle kitaplaştırmış ve Millet Kütüphanesinde manzum eserler 202 numarayla kayda alınmış. Ve Şairin Ali Emiri Efendi’nin topladıkları dahil bulunabilen bütün şiirleri ilk kez “Sırrî Divançesi” ismiyle 1969’da Diyarbakır Halkevi 14 nolu yayını olarak basılmıştır.

Yazının girişinde Newroz günü trajik bir yaşanmışlık üzerinden Şair Sırri Hanımın hikayesini yazacağımı söylemiştim. Hikâyesi şöyle; ki mevzuyu kütüphaneciliğin babası olarak genel kabul gören Diyarbekirli Ali Emiri Edendi de “Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası”nın 16. Sayı 329. Sayfasında söz eder. 
Ayrıca dostum ağabeyim kendisiyle “Diyarbekir Diyarım Yitirmişem Yanarım” kitabımda sözlü tarih mülakatı da yaptığım Mevlüthan Mustafa Bey de Sırri Suzan hanımın şarkı formunda okuduğu Müseddes adlı Mersiye’sinden söz ederken bizzat bana anlatmıştı. Yıl 1846’dır. Newroz’dan bir kaç gün önce Sırri Hanım sekiz yaşındaki oğlu Rıf’at’ı kaybeder. Ölen oğlu için çok kederli ve yas halindedir şair. Kendisini Newroz’a davet ederler. “Benim içim, kızıl gül goncası misali kan ağlarken, siz beni Nevruzu Sultani’ye davet ediyorsunuz. Hangi yürek buna dayanır ki!” der. 
Oğlu için anında yazdığı Mersiyenin iki dizesi şöyledir:

“Benim gönlüm kızılgül goncesi veş dopdolu kandır / Açılmak ihtîyar etmez eğer yüzbin bahâr olsa…”
Şimdi Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bu kadim şehrin sırlarına vakıf olup, edebiyatın olanca sığınağından beslenerek iki asır evvel yaşayıp kadınlığın köle muamelesi gördüğü zamanlarda, kadın kimliğiyle rüşt ispatından geçmiş olup; adı bir okulla bir sokağa verilmiş olsa da hâla bu kentte yeterince tanınıp bilinmeyen bir hemşehri kadın şairin edebiyatından bir örnekle bu günü yad etmek sanırım en doğru olanı..,
MÜSEDDES
(Meşhur mersiyesi)
Ferâgat gelmişem fâni cihandan hasmım cânândır.
Ne bilsün mihribânlık resmin ol kim ehli nâdândır.
Felek dilhânım üzre dönmedi bergeşte devrândır.
Nihal-i nazeninimden cüdâ halim perişândır.
Benim gönlüm kızılgül goncesi veş dopdolu kandır
Açılmak ihtiyâr etmez eğer yüzbin bahâr olsa
Bahârın Rûz-i-Nevruzun duyup şâd olsa hep güller
Derüp geysûların tebrike gelse bağa sünbüller
Bu demler her taraftan nağmesâz oldukça bülbüller
Dil-i pür derdimi gûş etse bülbül ney gibi inler
Benim gönlüm kızılgül goncesi veş dopdolu kandır
Açılmak ihtiyar etmez eğer yüzbin bahar olsa…”
Ruhu şad û handan olsun bu muhterem hemşehri kadın Şair Rahîle Sırri Suzan Amîdî’nin ve bu yazı onun aziz hatırasına armağan olsun…
*Sırrî ve Divançesi, Şevket Beysanoğlu. Diyarbakır Halkevi Yayınları no 14, 1969 (kitaplığımdan)
7 Mart 2024 Diyarbekir Şeyhmus Diken