Ve ‘ aslında biz kurşunun adresle sorunu olmayan bir coğrafyada yaşıyoruz, adresimiz, hayallerimiz gibi şeffaftır
Ve de ‘elbette bir gün kurşunlara adres sormayı öğreteceğiz’ diyordu.
Gerçekten yapay zekayla taçlanan dijital dünyanın muhtarları ‘ kurşunlara adres açın çocukta olsa, genç kızda olsa vurun’ diye yazılmıştı.
Masmavi gözlü arkadaşı yirmili yaşların başındaydı. Adını Deniz koymuşlardı. Aslında deniz coğrafyalarına çok uzaktı. Deniz onun için Mardin’in tepesinden uçsuz bucaksız ovalara bakarken gördüğü bir seraptı. Bir gün gerçek denizlerde bembeyaz yelkeniyle açılacaktı.
Belki kendisinin böyle adlandırılması gözlerinin maviliğiyle alakalıydı
Belki de bu isim babasının bilinçli bir tercihiydi. Öyle ya babası bilinçli ama yorgun ve yoksul bir adamdı.
Adıyla ilgili çokça meselenin olduğunun farkındaydı. Ama kendi hayatıyla ilgili çokça meselelere yaklaşamıyor ve yaklaştırılmıyordu.
Sadece gerçekleşmesini gözleri gibi masmavi ihtimallere bıraktığı oldukça naif hayalleri vardı.
Mavi gözlerini kapatır, hayallerine yelken açar öylece dalıp giderdi.
Sonra gözleri birden açılır, yaşadığı coğrafyada toz duman olmuş onca meseleyle masmavi gözleriyle karşı karşıya kalırdı.
Ama gençliğine rağmen tedirgindi.
Ama gençliğine rağmen yorgundu.
Ama gençliğine rağmen endişeliydi.
Ve mavi bakışları gittikçe soluyordu.
Ve yaşama bakışı yaşadığı kentin darlaştırılmış ufkunu aşamıyordu.
Gerçeklerle bir derdi vardı. Babasının çocukları işin edindiği borçları vardı. Kendisini bir meslek sahibi olsun diye Anadolu’nun çok uzak bir ilinde okumaya göndermişti.
Keşke gitmeseydim diyordu. Çünkü babasının borçlarını hafifletecek bir işi henüz yoktu. Sınavda aldığı yüksek puanı ilk mülakatta eriyip gitmiş, işe başlayamamıştı. Yeniden ders çalışması gerekiyordu. Bir daha aynı puanı alır mıydı, emin değildi.
Kendi adıyla anılan bir kafede çalışmaya başlamıştı. Ama babası mavi bakışlarına takılan sorunlu erkekler yüzünden onu kafeden alıvermişti. Oysa iş fark etmeksizin, bu erkek egemen sisteme inat çalışmak istiyordu.
Çünkü babasının peşinde adres sormayan kurşunlu tefeciler dolanıyordu. Borç yeni bir borçla kapanıyor ama kurşun çemberi de gittikçe daralıyordu.
Bu daralan çember de hayalleri ne olacaktı?
Bilseydi adres sormayan kurşunların karşısına çıkardı. Çünkü o kurşunların bu kadar kolayca kendisini bulacağını bilememişti.
Ve o gün gelip çattı. Mayısın sonlarıydı. Bir bayram zamanıydı. Mayıs ayı ismi için darağacı demekti. O ise darağacı yerine kurşunla yolculanıyordu.
Evet aylardan Mayıstı.
Ve Denizler için ölüme şafak atılıyordu.
Haberlere ‘ elli yaşlarda bir adam kızıyla yürürken alacaklıları tarafından silahlı saldırıya uğradı . İkisi de ağır yaralı.
Aslında ikisi de ağır iki ölüydü.
Çünkü bu zamanda yaralanmak ölmek demekti.
Çünkü ölüme yazılmışlardı ve kurtarma gayretleri nerdeyse yok gibiydi.
Çünkü onlar için babasının öldürülmesi bir alacak verecek meselesi, kendisinin vurulması da kör kurşunlarla alakalıydı ve bu coğrafya için sıradan meselelerdi. Mesele hemen kapatılmalıydı.
Çünkü bu tefeci bezirganlar Denizlerden korkuyordu.
Babasıyla birlikte aldığı kurşunlarla denizin mavisine uzanan gökyüzüne kıpırdamadan bakıyordu.
Vücudunda soğuyan kurşunlar için belki mesele olmayan çok şey vardı. O kurşunlar belki de isabet ettiği o naif canın hayallerini umursamıyordu.
Ama o kurşunlar da çok şey öğreniyordu. Yenenlerin yenildiğine tanık oluyorlardı.
Ve elbette kurşunlar da yeniliyordu.
Ve de adres öğrenmeye başlıyorlardı.
Çünkü Mayıs ayı Denizlerin ölümü ölümsüzleştirdiği bir aydı.
Ve ölüm şafağın kızıllığında sona eriyordu.
Ve denizler için hayallerinin üzerinden çiçekleri, yaprakları, arıları, karıncaları, suyu ve yarınlarını ısıtan güneş yeniden doğuyordu.
Ve de onu hiçbir şey durduramazdı.
Böyle anlatıyordu, coğrafyanın kara yazısına kara gözleriyle duran, o adressiz kurşunlara hedef olan Denizin üzgün ama dahası öfkeli arkadaşı.