Bir olayı ya da durumu doğru anlamak için ona kendi bütünlüğü içinde bakmak gerekir. Çünkü olgu, olduğu hâliyle yalındır, ancak insan zihni o kadar yalın değildir. Zihin, yaşanmış deneyimlerin, kırgınlıkların, korkuların, beklentilerin ve önyargıların birikimiyle şekillenir.

Zamanla bu birikimler, insanın düşünce dünyasında psikolojik yığınlara dönüşür. İnsan çoğu zaman farkında bile olmadan bu yüklerin içinden bakar. Böylece olguyu olduğu gibi görmek yerine kendi zihninde oluşan algıya göre değerlendirir.

Bu durum yaşamda, ilişkilerde ve toplumsal çalışmalarda sıkça karşımıza çıkar. Özellikle toplumsal alanda çalışan birçok arkadaş, yaşananları olduğu gibi değerlendirmek yerine kendi zihinsel ve duygusal birikimine göre yorumlar. Sonra da kendi yorumunu gerçeklik, bütünlük ve hakikat olarak sunar. Oysa insanın kendi düşüncesinden hareketle oluşturduğu bir yorum, hakikatin kendisi değildir. Çünkü kişi çoğu zaman olguyu değil, olgu hakkında kendi zihninde oluşturduğu düşünceyi görür. Böylece gerçeği anlamak yerine kendi düşüncesini doğrulamaya çalışır.

İlişkilerde de benzer bir durum yaşanır. İnsan, karşısındakinin ne söylediğini ve ne yaptığını anlamak, onu dikkatle dinlemek yerine; duyduklarını kendi geçmiş deneyimlerine, öğrendiklerine ve zihninde oluşturduğu beklentilere göre değerlendirir. Böylece gerçekte yaşananlarla kendi anladığı şey birbirinden uzaklaşır. Ardından kendi yanlış algısına göre tepki verir. Birçok kırgınlık, anlaşmazlık ve çatışma da bu nedenle ortaya çıkar.

Aynı yanılgı siyasal ve toplumsal gelişmeleri değerlendirirken de yaşanır. İçinde bulunulan dönemi, değişen koşulları ve olayların nedenlerini doğru okuyamayan insan, gelişmeleri kendi düşünce kalıplarına göre yorumlar. Sorunun kaynağını kendi algısında aramak yerine sürekli dışarıda arar. Böylece hem kendisini sorgulamaktan uzaklaşır hem de yaşanan gerçekliği anlamakta zorlanır.

Oysa yapılması gereken önce kendi zihnimizdeki yükleri fark etmek ve düşüncelerimizi sorgulamaktır. Her gördüğümüz gerçeğin tamamı, her düşündüğümüz de doğru değildir. Olguyu anlamak, ona kendi duygularımızı ve kabullerimizi yüklemeden, bütünlüğü içinde bakabilmektir.

İnsan kendi zihnindeki birikimlerin esiri olduğu sürece olguyu olduğu gibi göremez. Hakikate ulaşmanın yolu, kendi algımızı hakikat ilan etmekten değil, zihnimizi arındırarak olguyu kendi gerçekliği içinde kavramaktan geçer.