Öcalan'ın çağrısıyla silah bırakma kongresi düzenleyen ve kendini feshetme kararı alan PKK, 11 Temmuz Cuma günü Süleymaniye’de silah bırakma töreni düzenledi.
Süreçle ilgili kritik bir aşamaya gelinmişken gözler 12 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kızılcahamam'da yapacağı konuşmaya çevrildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Lideri Bahçeli'nin Kasım ayındaki sürpriz çıkışıyla birlikte tartışmaya başladığımız sürece dair tarihi bir konuşma yaptı.
Konuşmanın en önemli noktalarından biri AK Parti, MHP ve DEM 3’lüsü olarak bu yolda beraber yürümeye karar verdiklerinin vurgusuydu.
Her ne kadar “DEM Parti, Cumhur İttifakı’na katıldı” şeklinde yorumlansa da Pervin Buldan, “Yanlış bir yere çekilmesin, bu süreç ittifakıdır” diye düzeltme yaptı. Zira bu bir süreç ittifakıydı.
Cumhur İttifakı çatısı altında uzun süredir birlikte hareket eden AK Parti ve MHP, son dönemde DEM üzerinden yeni bir süreç ile açılım arayışı içinde.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “terörsüz Türkiye”ye ilişkin açıklaması, bu üçlü ittifakın hem içeride hem dış politikada yeni bir manevra alanı oluşturabileceğine işaret ediyor.
Bu üçlü denge, sadece siyasi bir uzlaşma değil, aynı zamanda Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki yönelimini belirleyecek bir zemin.
AK Parti, MHP ve DEM’in yan yana gelişi, uzun süredir “bir araya gelmesi imkânsız” görülen aktörler olarak görülüyordu.
Süreç, artık sadece siyasi söylemlerle değil kurumsal adımlarla da şekilleniyor.
Meclis’te önümüzdeki günlerde kurulacak olan komisyon bu yeni dönemin ilk resmi adımı olarak değerlendiriliyor.
Komisyonda yer alacak isimlerin partiler arası geçişkenliği yüksek, çatışmadan uzak ve teknik donanımı güçlü isimlerden oluşması bekleniyor.
Sahaya yansıması ise çok katmanlı olacak.
Zira bu kez süreç, yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda eşit yurttaşlık talebinin, hukuki ve siyasi zemine taşınması anlamına geliyor.
Bu nedenle "süreç ittifakı", klasik siyasi pazarlıkların ötesinde, Türkiye'nin birlikte yaşama iradesinin yeniden sınandığı bir eşiktir.
Bu ittifakın kalıcılığı, yalnızca siyasi aktörlerin iradesine değil, sahadaki uygulamaların istikrarına bağlı olacak. Komisyon çalışmalarıyla eş zamanlı yürütülecek yerel temaslar, sürecin halk nezdinde karşılık bulmasını sağlayabilir.
Eğer bu denge doğru yönetilirse, Türkiye sadece çatışmasız bir sürece değil, aynı zamanda daha kapsayıcı bir toplumsal uzlaşıya da kapı aralayabilir.