Siz, hiçbir şirketin boğulurken attığı çığlığı duydunuz mu?

Diyarbakır’da son üç ayda altı şirket konkordato ilan etti.
Mahkemeye gidip “biz artık borçlarımızı ödeyemiyoruz” dediler.
Hepsi, işçilikten üretime, amelelikten inşaat devine, tarladan piyasaya kadar çarkın bir yerinde yer alan firmalar.
Ve şimdi en az 20’si daha sırada bekliyor.
Konkordato ilan etmeyi iflastan bir adım önceki çare olarak gören firmalar, bu süreci adeta bir “can simidi” olarak tanımlıyor.

Fakat bu simidin ne kadar süre suyun üstünde kalabileceğini kimse bilmiyor.

Peki ne oldu da Diyarbakır gibi ticari hareketliliği sınırlı ama canlı bir kentte, konkordato bu kadar yaygınlaştı?

Asıl cevap bankalarda saklı. Daha doğrusu bankaların tepesine yerleştirilen yüksek faiz politikalarında…

İş dünyası aylardır kan ağlıyor.

Paraya ulaşmanın bedeli öyle ağır ki, artık sadece faizle değil, gelecek hayaliyle de ödeniyor.

Çünkü bir firma için kredi demek, nefes demekti. Oksijen demekti. Bugün o oksijen tüpleri ya verilmediği için ya da verilip de içindeki hava yakıcı olduğu için, firmalar boğuluyor.

Bir işletmeci geçen gün aynen şunu dedi:

“Sattığımızdan para kazanamıyoruz, aldığımızı borçla alıyoruz. Vadeler uzadı, tahsilatlar durdu. Bankalar kredi vermiyor, alsak da faizi altında eziliyoruz. Konkordato bizim için bir tercih değil, hayatta kalma aracı oldu.”

Yani bankalar ‘vermeyerek’ boğuyor, ‘vererek’ de yakıyor.

Konkordato süreci hukuki olarak iflasın hemen öncesinde tanımlanır ama aslında çok daha derin bir çöküşü işaret eder: Güvenin kaybı. Alacaklılar ne zaman tahsilat yapacaklarını bilmiyor, tedarikçiler çek kabul etmiyor, işçiler maaşının devam edip etmeyeceğinden emin değil.

Şirket sahipleri ise sabahları açılan her mahkeme dosyasını, kapılarını çalan her avukatı “sona bir adım daha mı geldik?” diye karşılıyor.

O yüzden her konkordato ilanı, sadece bir şirketin değil; bir kentin, bir ekonominin, bir hayalin de alarm çanıdır aslında.

Diyarbakır’da çok uzun süredir böyle bir tablo yaşanmamıştı. Bu kent, siyasi krizlere, çatışmalı dönemlere rağmen ayakta kalmayı bilen bir ticaret kültürüne sahipti.

Ama bu kez mesele kurşun değil, faiz. Bu kez mesele belirsizlik değil, sistemin kendisi.

Yüksek faiz politikaları, küçük ve orta ölçekli firmaları hızla tasfiye ediyor. Nakit akışı durmuş, ticaret adeta buz kesmiş durumda. Kentin kalbinde dönen paranın sesi kısılıyor. Ve sessizlik, ekonomik bir çöküşün en derin işaretidir.

Bugün Diyarbakır’da konkordato ilan eden her şirket, aslında sadece kendi geleceğini değil; onlarca çalışanın, yüzlerce tedarikçinin ve binlerce tüketicinin yaşamını etkiliyor.

Çünkü her çöküş, ardında başka çöküşler getiriyor. Zincirleme reaksiyon başladı.

Konkordato bir kurtuluş olabilir, evet. Ama ekonomik gerçeklikler değişmedikçe bu sadece zaman kazandıran bir pansuman işlevi görecektir. Ve ne yazık ki, şu anki faiz ve kredi politikalarıyla firmaların nefes alma ihtimali günbegün azalıyor.

Diyarbakır’da konkordato ilan eden firmalar çoğalıyor. Her biri birer dosya, her biri bir hikâye… Ama ortak duyguları: çaresizlik.

Kapanan kepenkler, boşalan atölyeler, sessizleşen üretim bantları… Bunlar sadece rakam değil, toplumun orta yerinden kırılan umutlardır.

Faiz, sadece paranın değil; emeğin, üretimin, dayanışmanın da düşmanı olabiliyor. Ve biz bugün, Diyarbakır sokaklarında bankaların yüksek faiz politikasına yenilen ticaretin hazin sonunu izliyoruz.

Kimse duymasa da… Bir kent, sessizce çöküyor.